İş Kazası-Maddi Tazminat

Yerel mahkemenin bir kısım davalılara yönelik davanın reddi ile manevi tazminatın takdirine ilişkin kararı isabetlidir. Maddi tazminatta ise hesaba esas alınacak ücretin belirlenmesinde hataya düşüldüğü görülmektedir.
 

Kusurun aidiyeti ve oranı ile davacının meslekte kazanma güç kayıp oranı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, tazminatın belirlenmesinde esas alınacak ücrete ilişkindir. İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle sigortalının maddi tazminatının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Öte yandan, gerçek ücretin ise; işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücret olduğu, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret olmadığı Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Davacının vasıflı işçi olduğu dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden belli olmaktadır. İş yeri kayıtlarındaki ücreti ise asgari ücrettir. Öte yandan vasıflı işçinin asgari ücretle ya da bu civarda bir ücretle çalışmasının hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmeyeceği açıktır. Bu nedenle yerel mahkemece, davacın asgari ücretin üzerinde bir ücret ile çalışacağının kabulü ile olay tarihinde davacının emsali işçilerin ücretinin araştırılmasına gidilmesi isabetlidir. Ancak davacının emsali işçinin, olay tarihindeki ücretine ilişkin olarak davacının beyanı ile bunu doğrular nitelikte tanık beyanları esas alınmak suretiyle asgari ücretin 2,63 katı kazanç elde edeceğinin kabulü isabetli olmamıştır.
 

Yapılacak iş, davacı işçinin, tecrübeli bir inşaat kalıp işçisi olduğu ve bu nitelikteki bir işçinin asgari civarında bir ücretle çalışmayacağı kabul edilerek, ilgili meslek kuruluşundan, Türkiye İstatistik Kurumundan, bilinen devrede sigortalının alabileceği ücretleri sormak, benzer işyerlerinde çalışan ve emsal işi yapanların ücretlerini araştırmak suretiyle işçinin gerçek ücretini belirlemek, belirlenen bu gerçek ücretle işçinin tazminatını yeniden hesaplatmak, hesaplanan bu zarardan Kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin rücu edilebilecek kısmını indirmek, usuli kazanılmış haklar gözetilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan ve özellikle tazminat hesabında esas alınacak ücretin belirlenmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.(Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 24.11.2015 gün ve 2015/10457 E., 2015/20896 K. sayılı kararı)

 

İŞ KAZASI-MANEVİ TAZMİNAT

 

Mahkemece davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmişse de manevi tazminatların takdirinde yanılgıya düşüldüğü, manevi tazminatların çok fazla takdir edildiği anlaşılmaktadır. Davacıların çocuğu ve kardeşleri olan M. Ö.'ün ölümüyle sonuçlanan iş kazasında: sigortalının %20 davalıların ise toplam olarak %80 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

 

Gerek mülga 818 Sayılı B.K'nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 Sayılı T.B.K'nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna dair zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.6.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

 

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.

 

Bu ilkeler gözetildiğinde davacılar S. ve T. Ö.'den her biri yararına hüküm altına alınan 50.000,00'er TL ile davacılar S. Y., S. K.'dan her biri yararına hüküm altına alınan 25.000,00'er TL manevi tazminatın çok fazla olduğu açıkça belli olmaktadır. Mahkemece yukarda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşülerek ve özellikle manevi tazminatların çok fazla takdiri suretiyle yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır... ),

 (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 16.1.2013 gün ve 2012/4595 E., 2013/331 K. Sayılı kararı)


 

KUSURSUZ SORUMLULUK-ASKERLİK-EFOR KAYBI-MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT

 

“Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur. Davacının asayişle ilgili bir görevin ifası sırasında sağlık kurulu raporunda belirttiği biçimde yaralanarak sakatlandığı hususunda taraflar arasında bir ihtilâf bulunmamaktadır. Davalı idarenin ilk savunmasında belirttiği gibi davacı hâlen görevini sürdürdüğü aylık aldığı, tedavi giderlerinin devletçe karşılandığı anlaşılmakta ise de, sağlık kurulu raporuna göre komando olamayan ancak sınıfı görevini yapabileceği belirtilen davacının bu görevini sakatlık oranı nispetinde emsallerinden daha fazla efor sarf ederek yapacağından davacının görevde kaldığı süreye münhasır olmak üzere sarf edeceği fazla efora karşılık bir maddi zararının olduğu şüphesizdir. Zararı doğuran olayın meydana gelmesinde hizmetin kurulması ve işletilmesinden doğan idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemez. Zarar doğrudan doğruya idarenin bir eyleminden doğmayıp idarenin dışındaki bir olaydan kaynaklandığı açıktır. Zararlı sonucu doğuran olay ile hizmet arasında illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın zarar gören üzerinde bırakılmayarak topluma yayılması adalet, eşitlik, hakkaniyet esaslarına daha uygun düşeceğinden davacının zararlarının bu esaslara göre karşılanması gerekeceği sonucuna ulaşılmıştır. Bölücü örgüt mensupları ile girilen silahlı çatışmada yaralanan ve tedavisi sonunda "komando olamaz, sınıfı görevini yapar" kararı verilen davacı subayın uğradığı vücut fonksiyon kaybının yol açtığı efor kaybı nedeniyle müstahak olduğu efor kaybının ödenmesi gerekir (AYİM, 2. D. 24.12.1997, E. 1996/465, K. 1997/1064).

 

KUSURSUZ SORUMLULUK-ASKERLİK-VÜCUT FONKSİYON KAYBI

Görevli bulunduğu helikopterle personel indirirken teröristlerce açılan ateş sonucu yaralanan, tedavisi sonucu sınıfı görevini yapar raporu verilmekle beraber, %5 vücut fonksiyon kaybına uğradığı belirlenen davacı astsubayın, aynı işi sakatlanmasından önceki duruma ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla yapacağından hareketle, tespit edilen bu efor kaybı karşılığı efor kaybı tazminatı verilmesi gerekir (AYİM, 2. D. 06.05.1998, E. 1997/927, K. 1998/437).

Gündoğan Hukuk Bürosu İletişim Bilgileri

  • Fevzi Çakmak 1 Sokak Ümit Apt. No:22/7 Kızılay / ANKARA
  • 0312 232 01 46
  • 0312 232 01 47
  • 0505 488 36 40
  • hukuk@kadirgundogan.av.tr
  • 0312 232 01 48